Saturday, March 31, 2007

BABALAR VE COCUKLAR

BABALAR:ÇOCUĞUNUZLA GÜÇLÜ VE UYUMLU BİR İLETİŞİM KURMAYA HAZIRMISINIZ?

Son zamanlarda bilim adamlarının görüşlerine göre bir bebeğin gelişiminde anne kadar babanın da rol alması kaçınılmazdır.Bir insanın bebeklikten okul çağına kadar geçirdiği dönemlerde anne kadar babaya da ihtiyacı vardır.Günümüz şartları her ne kadar çok çalışmayı gerektirirse de dünyaya bir canlı getiriyorsak onun ihtiyaçlarını her yönüyle karşılamak zorundayız.Özellikle de baba modelini üzerindeki etkilerini düşünecek olursak.gelişim süresi içinde başarılı,sosyal etkileşim,yeterli özgüven ve kendi kendini disipline etmek gibi özelliklerin kazanılmasında başarılı bir baba modeliyle kurulan özdeşimin önemi tartışılamaz.Baba modeliyle kurulan özdeşimin okul başarısı üzerinde dahi olumlu etkiler vardır.Ayrıca cinsel kimliğin kazanılmasında özellikle erkek çocuklar için baba özel bir anlam taşır.Baba modelinin yetersizliği cinsel kimlik karmaşasına neden olabilir.Babalar çocuğu büyütme görevini anneye bırakmak yerine sorumluluğun bilincinde hareket ederek çocuğun ihtiyacı olan birlikteliğe ortam hazırlamalı,onunla ortak faaliyetlere girişerek,ortak ilgi alanları bulmalıdır

ORTAK İLĞİ ALANLARI NASIL OLABİLİR?

Balık tutmak ,maça gitmek,tiyatroya gitmek,alış verişe gitmek,oyun oynamak...Ortak ilgi alanlarında haz duyup ,bunu çocuğa hissettirmek ve yaşatmak baba ile arasındaki iletişimi güçlendirecektir.çocuğun uyarılması zenginleştirilmiş bir çevre ile sağlanır.Yeni doğan bebekler için beşiğe konan renkli ve sesli oyuncaklar,onu kucağına alıp sevmek okul öncesi çocuğa için sinema,tiyatro,veya balığa gitmek,oyuncaklarla oyun,ten teması,onun sorunlarını cevaplamak,okul çocuğu ise müze,konser gezileri,seviyesine uygun sinema,tiyatro gösterileri ve birlikte yapılan sohbetler babaların çocukları ile iyi bir iletişim kurabilecekleri yollar olarak özetlenebilir.

BABASIZLIK ÇOCUĞU HASTA EDİYOR

Kimi uzmanlar babanın otoriteyi,kanunları ve gücü temsil ettiğini,kimisi ise anneliğin biyolojik,babalığın ise sosyal ve kültürel bir olay olduğunu kabul ediyor.Amerikalı psikoloğ Michael Lowis ise bambaşka bir tezi savunmakta Anne ile baba arasındaki fark sosyal değil,kültüreldir.Babaların çocuklarıyla ilgilenmemesi,toplumun onlara bu görevi vermesinden kaynaklanır.yaptığımız araştırmalar babanın,çocuğun zihinsel gelişimine büyük yardımlarda bulunduğunu ortaya çıkardı.Babanın etkisi sanıldığından da erken,bebek yaklaşık 6.aylıkken kendini hissettiriyor".

Fırnsa'da yapılan bir araştırma,bu tezi doğrulayacak sonuçlar vermiş,kalabalık bir çocuk gurubunun incelemeye alan uzmanlar,baba figürünün eksik olduğu ve eğitimin sadece anneye kaldığı ailelere mensup çocukların daha sık hastalandığı gerçeğini saptamışlar.

ÇOCUK NASIL BİR BABA İSTİYOR?

2000'lerin çocuklarının babalarından hangi özellikleri aradığını hiç düşündünüz mü?ya da onları hangi katagorilere soktuklarını?

5-6 yaş arsındaki kız ve erkek çocuklarına bir anket hazırlayan Avrupalı araştırmacılar,değişik sıfatlar arasında seçim yapmalarını istediler miniklerden.sert ,yumuşak,ilgisiz,evcil,arkadaş... sonuçlar sizi şaşırtabilir.Hazır mısınız?

* Çocukların çoğunun işaretlediği sıfat olan"yumuşak'ın çocuk karşılığı"sırtına alıp atçılık oynayan bir baba tipi Onu izleyen ikinci sıfat ise"sert Ama otoriteyi temsil ettiği için değil,onunla ilğilenip,yapmaları gerekenleri belirttiği için. "İlgisiz"sıfatı ise hiçbir çocuk tarafından işaretlenmemiş ankette,Çocuklar,evladı önünde oynarken,gazetesini okuyup,çayını yudumlayan babalara sıcak bakmamışlar.Gerekçeleri şu:"Beni yalnız bırakıyor,benimle hiç oynamıyor"

*Babaların altı katagoriden birine sokmaları istendiğinde,çocukların yüzde 30'u sert,i işaretlemiş.Çocuklarıyla yakından ilgilendiğinin göstergesi olarak.Bir diğer yüzde 30,zu ise,annelerin ev işlerine yardım eden babalarına"evcil"kategorisinde yer vermiş.

Yüzde 40'ının ciddi bir üzüntüsü mü var?Bu tip babalar,kapıdan yorgun giriyor,kendini bir koltuğa atıyor ve evde olan bitenle ilgilenmeye yanaşmıyor.

*Günümüz çocukları,sert ve güvenilir,ama aynı zamanda yumuşak ,teselli bulabilecekleri güçlü kollara sahip ve sınırlar,kurallar koyucu, kalın sesli bir baba arayışında.Ama her şeyden önce kendileriyle ilgilenen bir baba istiyorlar.Hem de her an her fırsatta...

Amerikan Aile Araştırma konseyinin son raporunda,ortalama bir babanın her gün çocuklarına ayırdığı vaktin sekiz dakikadan biraz az olduğu belirlendi .Hele bu ailede kadın da çalışıyorsa,bu değerli zaman dilimi yarıya iniyor.kısacası bu yaşananlardan alınacak çok ders var

YALAN SÖYLÜYOR

ÇOCUKLARIN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU YALAN SÖYLER.

*Genellikle bu,yaşla ilgilidir.

Çok küçükken (2-3 yaşına doğru), çocuk gerçekleri saptırmaya başlar; altı sırılsıklamken altına yapmadığını söyler, tabağı hala dolu olduğu halde sizi, yemeğini bitirdiğine inandırmaya çalışır...Sebepleri nedir?Çocuk yetişkinin gerçekleri,işi kendine göre düzenlemek için saptırdığının farkına çok erken varır.Örnek mi?Kocanıza,onun önünde anlatıyorsunuz:"Bu akşam Rıfatların yemek teklifini reddettim,çünkü biliyorum onlarla paylaştığın hiçbir şey yok.Şu sıralar çok işinin olduğunu söyledim.Ama bir dahaki sefere başka bir şey bulmak gerekecek"... ya da telefon çalıyor, siz çocuk bakıcısına kimsenin evde olmadığını söylettiriyorsunuz.Ve bunun gibi niceleri...Çocuğunuzun kendisi de,ona yapılmamasını söylediğiniz şeylerin çok çabul farkına varıyor ama siz,onun önünde hiç çekinmeden yapıyorsunuz bütün bunları.(Kırmızı ışıkta geçmek,şişeden içmek,televizyon önünde atıştırmak)...İşte bu teori ve pratikteki büyük ayrılık,çocuğunuzun gerçekleri kendi işine göre ayarlamasına,çarpıtmasına sebep olabiliyor.

4-5 yaşına doğru çocuk kendine ait, ana babasınınkinden farklı düşüncelerinin olduğunun farkına varmaya başlar.Şimdiye kadar, ana babanın düşüncelerine körü körüne bağlıydı,hiçbir eleştirisi yoktu,masum olduğu yaşlardı bunlar.Şimdi ise yalan söylemek,uydurmak,onun kişiliğinin oluşmasına yardımcı olmak için zorunlu bir etap haline geliyor.Çocuğunuz size gerçek olmayan şeyler anlatarak, onun sizden farklı olduğunu, ondan beklediğiniz şeyleri her zaman söylemek zorunda olmayan başka bir kişilik olduğunu bilmeniz gerektiğini anlatmak istiyor.Bu yaşta sizi işletmek ve tahrik etmek için şaka yapmaya da başlar("Salonun bütün perdelerini parça parça kestim anne")...

*KİMİ ZAMAN YALANIN BAŞKA BEKLENMEDİK NEDENLERİ OLABİLİR.

Bazı çocuklar, ana babalarının çok önemli bir sorunda kendilerine gerçeği söylemediklerini hissettiklerinden yalan söylerler.(Örneğin boşanma hazırlıkları,bir yakının ölümü)...Çocuklar ya kötü sebepler yüzünden("anlaması için çok küçük","Çocuk hiçbir şey hissetmez", "Onun bilmesi gerekmez,üstelik böyle bir hakkı da yok") ya da bütünüyle yanlış sebepler yüzünden("Onu korumak gerekir") gerçeklerden uzak kalırlar.

Kimi çocuklar tam anlamıyla, birer küçük uydurukçulardır.Olur olmaz şeyler anlatır,kendilerinin de gerçekten inandığı bir yığın hikaye uydururlar.Bu, çoğunlukla özgüven eksikliği yaşadıkları ya da gerçekleri söylemeye engel olan bir suçluluk duygusunu bastıramadıkları içindir.Bu çocukların kendilerine güvenleri yoktur.Değişik hikayeler anlatarak dikkatleri zayıflıklarını kapatmak için üzerlerine çekmek isterler.Bu sonu gelmez bir yola dönüşebilir;Çocuk birbiri üstüne senaryolar kurar çünkü kendisine olan güveni yoktur.Sonra kendisini yalan söylediği için suçlu hisseder, güven eksikliğini maskelemek için yeni hikayeler uydurmaktan kendisini alamaz.Ve bu böyle sürüp gider.

NASIL TEPKİ VERMEK GEREKİR?

*Külodunu ıslatmış, ama çiş yapmadığına yemin ediyor.

Bu küçük bir yalan, sinirlenmeniz, onu cezalandırmanız, azarlamanız çok gereksiz.Ona şöyle dememelisiniz:"Olur olmaz şeyler anlatıyorsun, doğru değil bu...".Bu çok suçlayıcıdır.Onunla ilgili kesin bir yargıya varmak yerine, ilgilendiğiniz şeyi hemen bırakın, bakışlarını yakalayın ve hiç ayırmadan koca gözlerle ona bakarak ondan açıklama isteyin:" Acaba gerçekten doğru mu bu söylediklerin?Bana değil gibi geliyor".Böylece ona yalanını itiraf etmesi için bir şans vermiş olursunuz.Israr mı ediyor?Söyleyin ona(hala gözlerinin içine bakarak):"Dinle yavrum;belki de olayların bana söylediğin gibi olmuş olmasını isterdin,ama gerçekte bu böyle olmadı".

*Oğlum Arda'dan inciler....

(Oğlum Arda 2-2,5 yaşlarındayken malum bezden kurtarma operasyonlarına bende çoktan başlamıştım.Ve yukarıda yazdığım yalanlara benzer yalanlar işitmiştim.Örnek verecek olursam,bizim arda altına şşorlamış! ve annecim niçin bana haber vermedin?tuvalete gidip tuvalette yapardın dediğimde,(bu arada külodunun üzerinde mickey mouse resmi var)yarım yamalak konuşmasıyla " ama anneciğim ben dapmadım miki daptı" demiş ve o küçücük parmağıyla da miki yi işaret etmişti.)Alın işte size küçücük,miniminnacıcık bir yalan işte....

*Kardeşi gözyaşlarına boğulmuş,size ona vurmadığına dair yemin ediyor,oysa vururken siz gördünüz...

Ondan açıklama isteyin:"Doğruları mı söylüyorsun?" ama şunu da ekleyin: "Ben senin annenim, sana güveniyorum ve bunun böyle devam etmesini istiyorum,bana gerçeği söylemene ihtiyacım var",Böylece ona hatalarını anlamasını ve yalanını itiraf etmesi için bir şans vermiş olursunuz.

Yalan söylemekte ısrar mı ediyor?Ona: "Olayların senin anlattığın gibi gelişmesini istediğini anlıyorum, ama ben oradaydım ve olanları gördüm" deyin.Böylelikle ona, yalan söylediğini ve bunun yasak olduğunu anlatmış olursunuz.İşaret noktalarını oluşturmasına ve kendisine olan saygısını korumasına yardımcı olun.Yalan söylemesine izin verilen bir çocuk kendisine olan saygısını kaybeder.

Ona fazla ahlak dersi vermeyin, aksi halde kendisini çok suçlu hissedebilir, terk edilmişlik ve onu hatası ile başbaşa bıraktığınız duygusuna kapılabilir.Yalan söyleyen bir çocuk zaten kendisini hep küçük düşmüş hisseder, bir de sizin buna bir şey eklemeniz gereksiz olur.

Tam tersine, ona olan güveninizi kaybetmediğinizi, onunla ilişkinizi sürdürdüğünüzü anlamasını sağlayın.Ona:"Büyümene yardımcı olmam için benim sana, senin de bana olan güvenimizi korumamıza ihtiyacım var.İşte bu yüzden ben hep gerçekleri söylüyorum"deyin.

Olayları dramatikleştirmeyin.Çocuğun yalan söylemesi, onun gelecekte yoldan çıkmış bir yalancı olacağı anlamına gelmez.

SAYGISIZ

Çocuğunuz çok serbest davranıyor;size adınızla hitap ediyor,dilini çıkarıyor veya size "yavrum" , "canım" diye seslenerek çok içli dışlı oluyor.Siz ona pijamasını giymesini söylüyorsunuz, o size " tabii ki kraliçem", "emredersiniz komutanım" diye cevap veriyor.Öfkelenmek ve kahkahayla gülmek arasında tereddüt ediyorsunuz...

Bu normaldir.

Ana babasına karşı saygısız olmak çocuğun gelişiminde bir etaptır.Bir yandan kendini ifade etmek ister;muzipliklerini arttırır,küstahlaşır, ve sizi kışkırtır,diğer yandan ise,psikanalitik teorinin kriterlerine göre "oidipus" kompleksinin geliştiği bir dönemdedir (3 ve 6 yaş arası) ve size hayatının kadını gibi davranır (ya da babasına hayatının erkeği gibi).Sizi güldürmeye çalışarak samimiyet kurmaya çalışır.(dudaklardan öpmek,vs...)

Çocuğunuzun saygısızlığı sizi eğlendiriyor mu?

Siz bunun bir zeka işareti olduğunu mu düşünüyorsunuz?Belki de.Ama unutmayın ki ana baba rolünüzü yerine getirebilmek için, onun tahriklerine otorite ile cevap vermelisiniz.Çocuğunuz kişiliğini oluşturmakta,sınırları ve yasakları öğrenmektedir.Onunla uyumlu olmayı kendinize görev bilmelisiniz.Öyleyse, onun şakalarıyla eğlenmekten kaçının.Siz ne kadar çok gülerseniz onda , o derece otoritenizin olmadığı yönünde izlenim bırakırsınız.Böylece onu, bu şaklabanlıklara tekrar başlaması için cesaretlendirmiş olur, hatta daha büyük hakaretler etmeye doğru sürükleyebilirsiniz.

"ARKADAŞ ANA BABA" OLMA EĞİLİMİNİZ Mİ VAR?

"Arkadaş ana baba" olmak, çocuğunu kendisi ile aynı yaştaki bir arkadaşı gibi eşit saymak, yani onu bir yetişkin olarak görmektir.Bu da her çocuğun psikolojik gelişme dönemlerini bilmemek,tanımamak anlamına gelir.Çocuğunuzun kendi kimliğini rahatça bulabileceği, güvenebileceği, dayanabileceği ana baba statüsünü sürekli koruyan ciddi ve aklı başında ana babaya ihtiyacı vardır.O halde , şimdilik bunu çok daha kolay, çok daha rahat ve çok daha komik bulsanız bile kendinizi tutun ve bu tahriklere tepkisiz kalmayın.

TEPKİNİZ UYUMLU OLSUN

(Sizin için geçerli olduğu kadar eşiniz için de geçerli; kızınızla olduğu gibi erkek çocuğunuzla da...)

* SİZİNLE LAUBALİ BİR TONDA KONUŞUYOR VE SİZE ADINIZLA MI HİTAP EDİYOR?

Olayları olabildiğince ciddi yönünden alın.Gözlerinizi ondan ayırmadan:"Neler oluyor bu evde?Sen kendini ne sanıyorsun?Doğru mu duydum?"deyin.

Bunu yapmasına izin vermeyin.Daima ona bakarak, deyin ki: " Dinle yavrum.Benimle bu şekilde konuşman söz konusu bile olamaz.Bu sözleri bu tonla kabul etmem mümkün değil".Daha sonra olaya göre şunu ilave edin:"Ben senin annenim.Bana anne diyeceksin ve benimle başka bir tonda konuşacaksın.Ben senin sınıf arkadaşın değilim.Bana güvenebilir, inanabilirsin.Fakat benimle böyle konuşamazsın".

SİZE ŞÖYLE CEVAP VERİYOR:" PEKİ CANIM"...

Hemen düzeltin:"Peki canım anneciğim".Ona, gözlerinize bakmasını söyleyin,elini ya da kolunu yumuşakça ama kararlı bir şekilde tutun.Ona iyi niyetle, yumuşakça ve açık açık karşılık verin:" Dinle yavrum, bana bu şekilde hitap etmene izin vermiyorum.Ben senin ne sevgilin nede sınıf arkadaşınım.Ben babanın karısıyım.Sen benim hiçbir zaman aşığım olamazsın.Hayatta bu böyledir.

ISRAR MI EDİYOR?

Eşinizden müdahale etmesini isteyin.Karısına, sadece çocuklarının annesine değil,bu şekilde hitap edilmesini kabul etmediğini anlatmak ona düşer.O demeli ki: " O benim karım, senin annen ve ona bu şekilde hitap etmen söz konusu değil.Bu kabul edilemez.Bunu sana her zaman yasaklayacağım".Eğer kızınız babasına saygısızca davranıyorsa, eşinize yardım etmek de size düşer.

O BUNU ÇOK KOMİK BULUYOR, SİZİ TAHRİK ETMEYE DEVAM EDİYOR.

Yeteri kadar katı olmamışsınız o halde.Ona sakince,ama ciddi olarak yasakları tekrar hatırlatın.Kızgınlığınızın derecesine ve çocuğunuzun yaşına göre bir ceza verin.

COCUGUNUZUN ISIRMA HUYU VARSA...

SÜREKLİ ISIRIYOR

Bahçede diğer çocuklarla evde de sizinle, iyi bir biftekle, elleri, kolları ya da yanakları karıştırmak gibi kötü bir alışkanlığı var.

NEDEN ISIRIYOR?

Bir yaşın altında ve henüz konuşamıyor.Isırmak bir oyun şekli onun için.Elinizi ya da başka bir çocuğunkini, plastik topu ağzına götürüyor.

18 ile 24 aylık arasında...İki olasılık:

-"Hayır" evresine giriyor:Yetişkinlere, dolayısıyla ana babasına karşı çıkarak kendini gösterdiği evre.Isırmak kendini ifade etmenin, fakat aynı şekilde cezayı gerektiren bir davranışta bulunmanın bir yolu olmaya başlıyor.

-Belki de yetişkinlerin sarılıp öpüşmelerini yamyamlıkla karıştırıyor.Siz de ona pamuk tenli yanaklarını "yiyeceğinizi","koparacağınızı" söylemeyi bırakmıyorsunuz.Gerçeği daha fazla uzakta aramayın;yamyamlığı, kana susamışlığı anımsatan bu sözler çocukta bir tahrik duygusu yaratır.

NASIL TEPKİ VERMELİ?

-KAÇINILMASI ZORUNLU OLANLAR:

Daha önceleri yapıldığı gibi ısırmaya karşılık vermek, çocuğunuzla kendinizi aynı seviyede görmek, otoritenizi kaybetmeniz ve ona güven vermemeniz demektir.Öte yandan çocuğu ısırma sırası size geldiğinde ona, sizin ondan daha güçlü olduğunuzu ve dişlerinizle onun sizin canınızı acıtmasından daha fazla canını acıtabileceğinizi göstermek için bir güç yarışına girmiş olursunuz ki bu da sadizmin bir göstergesidir.Kuşkusuz, çocuğunuz bir daha tekrar yapmaz bunu ama sizin düşünmediğiniz ve daha sonra büyük bir olasılıkla, elverişli bir anda tekrar ortaya çıkacak bir öç alma duygusu ve düşmanlık taşımasına neden olabilir.

Ona bunu niçin yaptığını sormaktan kaçının.Bunu zaten kendisi de bilmiyordur ya da biliyor ama açıklamıyordur.

YAPMAYA ÇALIŞMANIZ GEREKENLER.

Bunu yapmasına izin vermeyin:

*Eğer sizi ısırıyorsa,onu birkaç dakikalığına odasına gönderin ve odadan dışarı çıkmasını yasaklayın ve aynı zamanda açıklayın:"Dişlerin beni ısırdı.Bu söz konusu bile olamaz çünkü çok acıtıyor".Onun kişiliğinden bahsetmektense,dişlerinden söz etmekte,kendisi ile bu kötü davranışı arasına biraz mesafe koymakta yarar.Ve bu şekilde kendisini daha az suçlu hisseder.

*Eğer parkta başka bir çocuğu ısırıyorsa, aynı yasakları tekrarlayın ama özür dilemesine de yardımcı olun.Ona:"Şimdi Semih'in yanına özür dilemeye gideceğiz" deyin.

Daha sonra, ona güven veren sözler bulun, ona deyin ki: "Şu sıralar bana açıklayamadığın ve senin için zor olan bazı şeyler olduğunu anlıyorum.Ama bütün bunları seninle konuşacağız".

Sizinle daha iyi bir iletişim kurup konuşabilmesi için onu, birlikte oynayabileceğiniz bir oyunla oyalayarak, fikirlerini biraz dağıtmasını sağlayın.

3-4 yaşından büyük ve işler hala yolunda gitmiyor mu?Isırmak belki de onun özel iletişim tarzına dönüşüyor.Bu, başkaları ile olan ilişkilerine zarar verme riski taşıyan, çok derin bir rahatsızlık anlamına gelir.Böylesi bir durumda, çocuk psikoloğunu görmenin faydası olur?

SIDDETIN COCUKLAR UZERINDEKI ETKISI

ŞİDDETİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Şiddet gelişen teknolojiyle birlikte insanların yaşamlarında daha fazla yer almakta ve çocuklar kendi yaşantılarında olmasa da şiddete daha fazla tanık olmaktadırlar. Günümüz koşullarında anne babaların çocuklarını şiddetten tamamıyla korumaları imkansız hale gelmiştir.

Şiddet, çocukların yaşamlarında değişik koşullarda ve farklı derecelerde ortaya çıkabilir. Şiddetin çocuklara olan etkisi düşünüldüğünde çocuklar üzerinde en fazla etkiyi aile içi şiddetin yarattığı bilinmektedir.

Aile İçi Şiddet

Aile üyeleri arasında yaşanan fiziksel, cinsel ve psikolojik istismar ve evdeki eşya ve hayvanlara gösterilen şiddet aile içi şiddet olarak adlandırılır. Şiddet yaşanan bir ortamda çocukların gelişimsel ve duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanamaz çünkü şiddet gören veya şiddet uygulayan kişiler çocuklara uygun bakımı veremeyecek durumda olurlar. Şiddetle içiçe yaşayan ebeveynler çocuklarına kendi çaresizlik ve umutsuzluk duygularını geçirirler ve çocuklarına güven hislerini veremezler.

Aile içi şiddetin çocuklar üzerinde birçok etkisi olur. Küçük yaşlardaki çocuklar yaşananlara anlam vermekte zorlanırlar ve kendilerinin bir hata yaptığına inanmaya başlarlar. Bu da suçluluk hissetmelerine sebep olur. Sözel olarak duygularını ifade etmekte zorlandıkları için davranışsal bazı tepkiler vermeye başlarlar.

Şiddete maruz kalmış ya da tanık olmuş çocuklar aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlasını gösterebilirler :

· Aşırı bir endişe hali, korku, sık irkilme,

· Karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi psikosomatik belirtiler,

· Alt ıslatma,

· Dil gelişiminde gerileme,

· Çevreye karşı ilgisizlik,

· Uyumakta zorluk, kabus görme,

· Sık ve uzun süreli ağlama,

· Yeme problemleri,

· Konsantrasyonda zorluk,

· Sinirlilik, öfke nöbetleri, agresif davranışlar,

· Dürtüsel davranışlar,

· Özgüven azalması,

· Temel güven duygusunun sarsılması,

· Yaşından küçük davranışlar,

· Arkadaş ilişkilerinde sorunlar,

· İntihar eğilimleri,

· Okulda başarısızlık.

Çocuklar ilişki kurma biçimlerini ailelerden öğrenirler. Şiddet yaşanan ailelerde çocuklar şiddet kullanarak ilişki kuran aile üyelerini gözlemledikleri için dışarıda ilişki kurma biçimleri de bu şekilde olur. Bazı çocuklar agresif, yıkıcı, kaba ve uygunsuz davranışlar sergileyebilirler. Kendilerini ifade etmekte zorlanırlar ve problem çözme becerileri yoktur. İstediklerini arkadaşlarını tehdit ederek almaya çalışır veya şiddet kullanarak insanların ilgisini çekmeye çalışır. Özellikle ergenlik döneminde başkalarına ve kendine zarar verme, alkol ve ilaç kullanımı gibi sıkıntılar ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ise saldırgan davranışların aksine içe kapanır, üzüntü, korku ve endişe gibi belirtiler gösterebilir. İleriki yıllarda da şiddet konusunda hassas, endişeli ve depresif bir ruh haline sahip olabilirler.

Şiddet yaşanan ailelerde ebeveynler şiddetin çocuklar üzerindeki etkilerini farkedip, şiddeti durdurmak ve çocukları korumak için adımlar atmalılar.

• Çocukları şiddetten korumanın tek yolu şiddeti durdurmaktır.

• Şiddeti durdurmak mümkün değilse, çocuğu şiddetten uzaklaştırmak gerekir.

• Ailenin tüm üyeleri psikolojik olarak yardım almalıdır.

• Aile üyeleri kendi aralarında yaşanan şiddeti konuşmalıdırlar.

• Şiddete maruz kalmış ya da tanık olmuş çocuk bu konuda konuşmak isterse, ona duygu ve düşüncelerini ifade edebilmesi için olanak sağlamak gerekir. Dinlerken yargılamadan, anlayışla dinlemek çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlayacak ve ileride yardım almasını kolaylaştıracaktır.

• Sözel olarak kendini ifade etmekte zorlanan çocuklar duygu ve düşünceleri hakkında yazmaları ve resim yapmaları için teşvik edilmelidir.

Medyada Yer Alan Şiddet

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle artık evlerinde şiddete maruz kalmayan veya tanık olmayan çocuklar da medya yolu ile şiddete tanık olmaktadırlar. Amerika'da yapılan araştırmalarda medya yolu ile şiddete tanık olan çocuklarda saldırgan davranışların arttığı bulunmuştur. Buna ek olarak çocukların şiddete karşı duyarsızlaştığı ve genel endişe ve korku düzeylerinin arttığı gözlemlenmiştir.

Televizyonlarda yer alan haber programları, filmler, diziler ve çizgi filmlere bakıldığında çoğunun şiddet içerdiğini görüyoruz. Çocukların ve gençlerin şiddeti taklit etmesini azaltmak amacıyla bu tür programlarda ana fikir şiddetin onay görmemesi ve cezalandırılması olmalıdır. Fakat programlara bakıldığında şiddetin doğurduğu sonuçların üzerinde durulmadığı, buna bağlı olarak da izleyenlerin yaşanan acılara karşı duyarsızlaştığı görülmektedir. Çocuklar da bu duyarsızlaşma sonucu şiddete maruz kalan kişilerle değil, şiddeti uygulayanla özdeşleşmeye başlamaktadır. Bunun sonucu olarak da kendi hayatlarında problemleri çözme ve onlarla başetme yolu olarak şiddeti kullanmaktadırlar.

Medyada yer alan şiddetin, ilgili kurumlarca kontrol edilmesi ve engellenmesi gerekirken ailelerin de çocuklarının üzerindeki medya etkisini sınırlamaları gerekmektedir.

Bunun için:

Çocuğunuzun hangi programları izlediğinden haberiniz olsun.

Televizyonu çocuğunuzu oyalamak için kullanmayın.

Televizyonu izlemek istediği belli bir program olduğu zaman açmasını öğretmeye çalışın.

Çocuklarınızın izlediği programları siz de izleyin.

Programı izlerken çocuğunuzla program hakkında konuşun, yaşananları anlamlandırın.

Çocuğunuz seyrettiği şiddet içeren rahatsız edici bir programdan sonra bunu kendi hayatı ile ilişkilendirebilir. Bazen kendi güvenliğinden endişe duyabilir. Bu gibi durumlarda ona güvende olduğuna dair güvence verin. Çocuklar böyle zamanlarda “Bunlar sana olmaz çünkü ...” gibi kendilerini güvende hissettirecek sözler duymak isterler.

· Çocukların tanık oldukları şiddet yerine benzer durumlar için alternatif davranışlar öğrenmelerine yardımcı olun. Bunun için çocuğunuzun kendi deneyimlerini kullanabilirsiniz. Örneğin “İnsanların problemlerini birbirlerini inciterek çözmeleri beni kızdırıyor. Hatırlıyor musun, sıra arkadaşına ......için çok kızmıştın? Sen onu incitmedin. Onunla ..... hakkında konuşmuştun.” gibi bir yardımda bulunabilirsiniz.

· Çocuğunuzun televizyon seyretmesini günde 1-2 saatle sınırlayın.

· Çocuğunuza örnek olun ve kendi televizyon zamanınızı da sınırlayın.

· http://www.dokudanismanlik.com/

Gülbin ÖZTÜRK TÜTER

Uzman Klinik Psikolog

COCUGUNUZA DUYGULARI OGRETIN

3-6 Yaş Dönemi
Bebeğiniz artık kocaman oldu! Üç – altı yaş dönemi arasında, onu büyütürken gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak dikkat etmeniz gereken noktaları öğrenmek istiyorsanız bu bölümümüzü okumanızda sonsuz fayda var.

Çocuğunuza Duyguları Öğretin!

Sosyal yaşamın en önemli noktası etrafımızda bizden başka insanların bulunması ve onlarla iletişim içinde olmamız. Peki onlarla iletişimde bulunmamızı kolaylaştıran en önemli etken nedir? Elbette ki onların duygularını, hislerini ve ihtiyaçlarını anlayabilme yetimiz yani empati kurabilme becerimiz!

Bebeklerde de ilk dört aydan sonra kendini gösteren bu beceri insanların sosyalleşmesini ve kolayca iletişime geçmelerini sağlamaktadır. Bebeklerde bu durumun en somut halini gözlemlesek de empati becerisi çocuklar büyüdükçe daha soyut bir biçime gelir. Örneğin, bebeklere gülümsediğinizde onlar sizin gülümsediğiniz anlar ve size karşılık verir; bu, empati kurmanın en ilkel ve basit halidir. Çocuklar büyüdükçe daha soyut biçimlerde empati yeteneklerini bizlere gösterirler. Mesela 3 yaşındaki bir çocuğun önünde ağlar ya da üzülürseniz size en sevdiği oyuncağını ya da battaniyesini size getirebilir, çünkü kendisi üzüldüğü zamanlarda o oyuncağı ya da o battaniyesi ile teselli buluyordur, sizin de onlarla teselli bulabileceğinize inanıyordur. Size oyuncağını getirmesi, sizin duygunuzu anlamış ve hissettiklerinizi empati yoluyla çözümlemeye çalışmış olduğunun en açık örneğidir.

Çocuğunuzun sosyal yaşama yaşıtlarına göre daha kolay adapte olmasını sağlamak istiyorsanız bunun için çocuğunuza insanların hissettikleri hakkında daha duyarlı olmayı öğretmeniz gerekmektedir. Çocuklara insanların hissettikleri hakkında bilgi vermenin en iyi yolu onlara farklı duyguları ve ifadeleri fark etmeleri için olanaklar sağlamaktır.

Neler Yapabilirsiniz?

• Duygu kartları oluşturun. Özellikle anaokulu eğitimcilerinin kullandığı bir metod olan duygu kartları çocukların çeşitli duyguları fark etmelerinde çok önemli bir role sahiptir. Yazının sonunda örneklerini gördüğünüz şekilde hazırladığınız duygu kartlarını çocuğunuza göstererek farklı duyguları öğrenmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca çocuğunuzu gösterdiğiniz kartları taklit etmesi konusunda teşvik edebilir ve onun farklı ifadeleri deneyimlemesini sağlayabilirsiniz.

• Televizyon seyrederken karakterlerin ifadelerini çocuğunuzla tartışın. Hangi karakterin hangi duyguyu yaşadığını konuşun ve çocuğunuzla beraber neden-sonuç ilişkileri kurarak bu duygunun kaynağını sebebini) bulmaya çalışın.

• Çocuğunuza kitap okurken hikayedeki kahramanların duygularını anlamaya çalışın. Çocuğunuzla beraber bu duyguları ve ifadeleri inceleyin-tartışın.

Bu aktivitenin çocuğunuza kazandırdıkları!!!

• Çocuğunuz duygularından bahsederken hem çok daha bilinçli hem de çok daha rahat olabilecektir.

• Dil gelişimi güçlenecek, ifade yeteneği gelişecektir.

•Diğer insanlarla çok daha kolay iletişim kurabilecek, onları çok daha kısa zamanda anlayabilecektir


COCUKLARIN EN COK SORU SORDUGU KAVRAMLAR VE TEMALAR

Çocukların hakkında en çok soru sorduğu kavramlar ve temalar nelerdir ? Çocuğun yaşının, soyut kavramları algılama tarzında rolü var mı ?

Çocuğun hangi kavramlar hakkında sorular soracağı, çevresinde hangi kavramları duyduğuna ve karşı karşıya kaldığı olaylara göre farklılık gösterir. Yaşanan bir kaybın ardından çocuğun ölümü merak etmesi ve sorgulaması ya da dinsel bir törende duyduğu Tanrı kavramını anlamlandırmaya çalışması doğaldır. Gelişim aşamalarına paralel olarak, çocukların ilk sorguldıkları şey cinsiyet farklılıklarıdır. Çocuklarda cinsiyet farklılıklarıyla, yani kız ve erkek çocukların vücutlarındaki farklılıklarla ilgili soruları 2. yaşta belirginleşirken; doğum ve cinsellikle ilgili soruları 3. ve 4. yaşlarda başlar. Bu yaşlarda çocuklar,"ben nereden geldim?","nasıl doğdum?"

gibi soruların cevaplarını bulmaya çalışırlar. 7-8 yaşına kadar çocuk, cinsel ilişki konusunda ayrıntıları anlamaya hazır değildir. 7-8 yaşından itibaren ise, mümkün olduğunca basit ve somut ifadelerle,"babanın vücudundaki küçük bir tohumun,annenin içindeki minik bir yumurtayla birleşerek bir bebeğin gelişimini başlattığı"anlatılabilir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta; çocuğun oluşum yolunun ya da doğumunun idrar ve dışkı yolundan olmadığının ve sindirim sisteminden bağımsız olduğunun net bir biçimde iletilebilmesidir; bu konudaki yanlış anlaşılmalar, çocuklarda iğrenme, kaygı veya korku yaratabilir.

Çocukların merak ettiği ve keşfetmeye çalıştığı bir diğer kavram da Tanrı kavramıdır.Çocuklar genellikle 4 yaşından itibaren Tanrı hakkında fikir yürütmeye başlar.4-7 yaşlar arasındaki çocukların Tanrı imgelemi, kendi gelişim aşamalarına ve zihinsel kapasitelerine uygun olarak somutlaştırma ve insanlaştırma şeklindedir;yani tanrıyı, "gökyüzünde oturan yaşlı ve sakallı bir dede" olarak hayallerinde canlandırırlar.7-10 yaş arasındaki çocuklar ise,Tanrı'nın hala "gökte oturduğunu" düşünmekle birlikte yavaş yavaş ona insanüstü bazı özellikler ve bir yücelik de atfetmeye başlar.10-12 yaşlarından sonra da çocuklar gelişim süreçlerine paralel olarak daha soyut ve kompleks bir yaklaşım kazanırlar ve Tanrı'yı her an her yerde var olan soyut bir kavram olarak algılamaya başlarlar.

Tanrı inancını veya dinsel kavramları çocuğa aktarmak ya da aktarmamak anne ve babanın özel ve subjektif tercihine bağlıdır;bu bizim uzmanlık sınırlarımız içine giren bir konu olamaz.Ancak belki şu noktayı vurgulamak önemli olabilir;eğer çocuğa Tanrı kavramını öğretilmek tercih edilirse; Tanrı'yı; kızan, yargılayan veya cezalandıran bir varlık olarak değil; koruyan, destekleyen, hoşgören, seven ve ödüllendiren bir varlık olarak aktarabilmek önemlidir. Olumlu bir çerçevede tanımlanmış Tanrı kavramı ya da dinsel inanç; çocuğa güven, güç ve destek verebilecek nitelikte olabilir; aynı zamanda da ahlak, erdem, sevgi ve saygı gibi belirli sosyal değer ve normları kazanmasında yardımcı olabilir.

Anne babalar kaç yaşından sonra çocuklara bu tür kavram ve temaları öğretmeli ? Burada izlenecek yol ne olmalı ?

Çocuklarla sözel iletişim kurulabildiği andan itibaren, yönelttikleri ilk sorularla birlikte bu kavram ve temalar hakkında konuşulmaya başlanabilir. Çocukların sorduğu sorulara yapılan açıklamalarda somut, net ve mümkün olduğunca az sözcükle oluşturulan ifadeler kullanılmalıdır. Yapılan açıklamalar ve verilen cevaplar; çocuğun yaşına, buna bağlı zihinsel, düşünsel ve duygusal gelişimine ve sosyokültürel altyapısına uygun olarak yapılandırılmalıdır.

Soruları cevapsız bırakmak, çocuğu belirsizlikle baş başa bırakmak anlamına gelir; bu da korku, kaygı, suçluluk, utanç ve tedirginlik duygularına neden olur. Çocuklar sorularına cevap aldıklarında rahatlar ve güvende hissederler; aynı zamanda da, soru sormak, sorgulamak ve bu yolla hayatı ve dünyayı keşfetmek yolunda cesaret ve destek bulurlar.

Ölümü nasıl anlatmalı ? Çocuk ölümü yadsırsa nasıl davranmalı?

Çocuk için, ölüm kavramı genellikle bir yakınının kaybı ile gündeme gelir; ölüm ve yokoluş tıpkı doğum ve varoluş gibi çocuğun ilk sorguladığı ve anlamlandırmaya çalıştığı kavramlar arasında yer alır.

3-4 yaşlarına kadar, çocuklar ölümü uzun bir uyku olarak algılarlar ve ölenlerin tekrar uyanacağını ve hayata devam edeceğini düşünürler. Bu, oyunlarında da çok net gözlenebilen bir özelliktir; oyun içinde bir kahramanın öldüğünü söyledikten birkaç dakika sonra onu yeniden oyuna dahil ederek devam ederler. Ancak 5-6 yaşlarından itibaren ölümün geri dönüşü olmayan bir kayıp olduğunu kabullenmeye başlarlar. Bu yaş grubundaki çocuklara ölüm, doğadaki örneklerden yararlanarak, bitki ve hayvanların yaşam döngülerinden yola çıkarak açıklanabilir. Daha büyük yaşlarda ise açıklamalar daha farklı ve detaylı olabilir.

Ölüm; çocukla sözel iletişim kurulabilen zamanlardan itibaren saklanmamalı; gerçek, yaşına uygun bir açıklamayla çocukla paylaşılmalıdır. Bir kayıp ve ölüm karşısında çocuk, cevapsız sorularla ve belirsizliklerle karşı karşıya bırakılmamalıdır. Ölümün ardından gelen yas süreci oldukça karmaşık bir süreçtir. Çocuk; ölen kişiye, kendine ve geride kalan diğerlerine karşı kızgınlık, öfke, saldırganlık ya da suçluluk duygularını yönlendirebilir. Terkedilmişlik, yalnızlık ve buna bağlı korku ve kaygı hisleri yoğunlaşabilir; çocuk diğer yakınlarını ve sevdiklerini de kaybetme korkusu yaşamaya başlayabilir. Çocuk için baş etmesi zor ve karmaşık olan bu duygular, bir süre belirgin uyum bozukluklarına ve davranış problemlerine neden olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki her çocuğun algısı ve buna bağlı tepkisi farklı olabilir; önemli olan her çocuğun subjektif algısını, yorumunu ve deneyimini tanımlayabilmektir. Klinik çalışmalarımızda, çocuğun duygularını, algı ve yorumlarını, yaptığı resimlerden, oyunlarda canlandırdığı karakterlerden ve yarattığı hikayelerden yararlanarak tanımlar; ve yine bu sembolik yollarla çocuğun belirli duygu, düşünce ve davranışlarını yeniden yapılandırmaya çalışırız.

Ölümün ardından evdeki matem ortamı uzun süre sürdürülmemeli ve yaşanan kayıp nedeniyle çocuğa karşı aşırı koruyucu bir yaklaşım benimsenmemelidir. Günlük rutin hayat ve eski ilişkiler mümkün olduğunca aynı çizgide korunmalı; aile içindeki destek sistemleri harakete geçirilerek çocuğun boş ya da yalnız geçireceği zamanlar değerlendirilmeye ve paylaşılmaya çalışılmalıdır. Konuyu kapamak ya da ölen kişi hakkında konuşmaktan kaçınmak yerine; çocuk duygu ve düşüncelerini ifade etme konusunda cesaretlendirilmeli ve desteklenmelidir. Ölen kişiyle yaşanan olumlu anılar ve özellikler vurgulamaya çalışılmalıdır.

Çocuğu cenazeye götürmeli mi ?

Bu noktada çocuğun yaşı önemli bir değişkendir. 5-6 yaşlarından önce çocuklar için ölüm ve cenaze kavramları realiteyi yansıtır ölçüde net olamayacağı için, cenazeye katılmaları çok anlamlı değildir. 6-7 yaşından itibaren, ölüm kavramının biraz daha netleşmesi ve anlam bulması ile birlikte çocuklar cenazeye götürülebilir. Ancak burda en önemli olan unsur; çocuklara, olacakları net bir biçimde önceden anlatmaktır. Adım adım neyle karşılaşacaklarını anlatmakla ve yaşayacakları şeylere hazırlamakla, çocukların olası yorumlarına belli sınırlar getirilmiş olur. Anne babalar bu konuda zorlandıklarında zaman zaman profesyonel bir yardıma başvurabilirler. Böyle bir terapötik destek sürecinde, oyun terapisi aracılığıyla çocuğun duygularını güvenli bir biçimde dışa vurmasına yardımcı olurken bir yandan da çocuğu yaşayacağı sürece ve bu sürecin getireceklerine hazırlarız. Bu da çocukların daha güvenli ve rahat hissetmelerine; ve ölümün ardından gelen korku, kaygı, öfke, üzüntü ve yalnızlık gibi karmaşık duygularla baş etmelerine yardımcı olabilir.

Uzman Klinik Psikolog

Serap ALTEKİN

http://www.dokudanismanlik.com

GELISIM EVRELERI,ANNE-BABA TUTUMLARI VE COCUK RUH SAGLIGI

Doğumdan ölüme kadar, yaşamın farklı evreleri var. Her evrenin beraberinde getirdiği bir değişim ve gelişim ve bunlara paralel de kendine has çatışmalar, zorlanmalar ve problemler var.

Bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemleri, her ne kadar yaşamın diğer evreleriyle karşılaştırıldığında daha kısa süren evreler olsa da aslında oldukça yoğun, dinamik ve zengin süreçler. Hayata bakışımızın, hayattaki duruşumuzun ve hayatla baş etme tarzımızın şekillendiği ve önemli ölçüde belirlendiği dönemler.

Gelişim evrelerinin ve eğitimin başladığı ilk ve en temel birim; AİLE

Toplumdaki en küçük ve en temel birim olan aile; anne, baba ve çocuklardan oluşur. Yeni doğan çocuğun gerek fiziksel, gerek sosyal, gerekse psikolojik gelişimi aile sistemi içinde başlar ve devam eder. Anne-babanın, çocuğun hayatında en uzun süre ve en yakın etkileşimde bulunduğu insanlar olduğu gerçeğinden yola çıkıldığında; açıktır ki çocukların psikososyal gelişimi anne-baba tutumları ile doğrudan ilişkilidir. Anne-baba tutum ve davranışları çocuklar için birer modeldir, referans noktasıdır; bu nedenle de önemli ve belirleyicidir.

Temel güven duygusu ;

Çocuğun ilk ve en temel ihtiyacı güvendir. Yeni doğan bebek, çevresini, çevresindeki insanları ve hayatı keşfetmeye başlar, anlamlandırmaya çalışır. Çevreye ve anne-babaya bağımlı olduğu bu dönemde; bir yandan ayrışmaya, bağımsızlaşmaya çalışırken, bir yandan da bağlanmaya ve güvenmeye hayati derecede ihtiyaç duyar. Yaklaşık 0-2 yaşlar arasındaki bu gelişim döneminde, bebeğin; barınma, korunma, yemek, temizlik ve uyku gibi temel fiziksel ihtiyaçlarının zamanında karşılanması kadar; anne-babanın duygusal varlığı ve bebekle olan etkileşimi de çocuğun temel güven duygusunu kazanmasında oldukça önemlidir. Ağladığında sesini duymak ve ihtiyaçlarını karşılamak, sakinleşmesine yardım edebilmek, ten temasını ve göz kontağını yakın ve sıcak bir biçimde kullanmak, ilk seslerini, cıvıltılarını ve gülücüklerini paylaşmak ve aynalamak anne-baba ile çocuk arasında güvenli ve olumlu bir bağın ve etkileşimin temellerini atan en önemli unsurlardandır.

İlk "hayır !":
Bebeklik ile çocukluk dönemleri arasında bir sınır ve geçiş teşkil eden, yaklaşık 2-4 yaşları arasındaki gelişim dönemi, çocukların ilk "hayır" tepkisinin geldiği dönemdir. Anne-baba ile çocuk arasında yaşanmaya başlayan bu çatışma her ne kadar her iki taraf için de stresli ve zorlayıcı olsa da aslında gelişimsel açıdan bakıldığında oldukça sağlıklı ve normal bir durumdur. Çocuk ilk kez, kendisi ile çevresi, kendi benliği ile anne-babası arasına bir sınır koymaya çalışmakta, bağımsız ve otonom bir birey olma yolunda ilk adımlarını atmaktadır : "hayır, onu yemeyeceğim" , "hayır, onu giymeyeceğim". Benlik gelişimi adına olumlu olan bu evrede, çocuk zaman zaman birbiriyle çelişen, iki uçlu duygu, tutum ve davranışlar sergileyebilir : "gel, ama o kadar yakına gelme", "git , ama o kadar uzağa gitme", "yardım et", "hayır, tek başıma yapacağım".Çünkü çocuk bir yandan ayrışmaya ve bağımsızlaşmaya çalışmakta; ancak diğer yandan da hala anne-babaya gereksinim duymaktadır.

Anne-baba için olduğu kadar çocuk içinde oldukça zor ve stresli bu dönemde; anne-babanın sakin, kontrollü, olumlu ve kararlı bir tutum içinde olması; çocuğun duygularını anlayarak ve aynalayarak (duygularını kelimelere dökmesine yardımcı olarak) durumu normalize etmesi oldukça önemlidir.

Öfke krizleri, huysuzluk nöbetleri ;

Çocukluk dönemi içinde, özellikle 2-12, yaşları arasında zaman zaman çatışmalar, inatlaşmalar ve güç savaşımları o kadar yoğunlaşır ki; çocuk öfkeyle ağlamaya, bağırmaya başlar; çevresine ya da bazen kendisine zarar vermeye çalışır. Aslında çocukların (bazen de ergenlerin) yaşadığı bu öfke krizleri veya huysuzluk nöbetleri, bir anlamda ebeveynlere karşı güven ve limit testi niteliğindedir. Çocuğun geçirdiği öfke patlaması karşısınd ebeveynlerin öfkelenmesi, kontrolsüz ve şiddetli tepkiler vermesi, çocuğun daha fazla güvensiz, tedirgin, kaygılı ve huzursuz hissetmesine neden olur. Ve bu da çocuktaki öfke krizlerinin hem sıklaşmasına hem de şiddetlenmesine yol açar.

Öfke krizleri karşısında anne-babanın sakin, kontrollü, yapıcı ve kararlı kalabilmesi; sınırlar, kurallar ve limitlerden ödün vermemesi oldukça önemlidir. Çocuğun duygularını kelimelere dökerek ifade etmesine yardımcı olmak ve böylelikle kızgınlığın ifade edilebilir bir şey olduğunu göstermek, sabırlı ve olumlu bir biçimde çocuğun sakinleşmesine destek olmak zaman içinde bu tür krizlerin azalarak ortadan kalkmasını kolaylaştırır.

Çocukluk, oldukça zengin ve dinamik bir evredir ;

Yaklaşık olarak 3-12 yaşları arasındaki çocukluk dönemi kendi içinde birçok alt evresi olan, oldukça zengin ve dinamik bir öğrenme, keşfetme ve gelişme dönemidir. Çocuk bu evrede aktiftir, hareketlidir; kurcalar, inceler, konuşur, soru sorar, kendini ve çevresini anlamaya, tanımaya çalışır. Kendini, duygularını, ihtiyaçlarını ve düşüncelerini ifade etmeye başlar. Cinsiyet gelişimi ile roller benimser. Sosyalleşmeye başlar; ilk kez aile ortamı dışında başka grupların ve sistemlerin parçası olur ve orada varolmayı, bir şeylerle kendi kendine başetmeyi öğrenir.

Anne-babanın, bu öğrenme ve keşfetme sürecinde desteği ve rehberliği önemlidir. Çocuğun belirli görev ve sorumluluklar alması ve yavaş yavaş yaşının ve gelişiminin elverdiği ölçüde kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmesi; olgunlaşması ve problem çözme ve başetme becerilerinin gelişmesi adına önemlidir.

Ergenlik dönemi, bir "bağımsızlık savaşı".

Anne-baba ile çocukların arasında stresin ve çatışmaların yoğunlaşmasının muhtemel olduğu bir evredir. Bu evrede, ergen bağımsızlaşmaya, bireyleşmeye ve ayrışmaya çalışır; kendi değer yargılarını, kendi doğrularını kendi prensiplerini ve kendi yolunu belirlemeye ve bunlara sahip çıkmaya çalışır; anne-baba ise, neler olup bittiğinden haberdar olmak, korumak ve yön vermek ister.

Bu dönemde anne-baba ile genç arasında iletişim hayati derecede önem ve anlam kazanır. Savaş veya çatışma yerine, işbirliği ve iletişim kurabilmek çok önemlidir. Sınırlar anne-baba tarafından belirlenmeli ancak mutlaka o limitler dahilinde ergene seçim yapma, deneyimleme, sorumluluk alma, gerekirse küçük riskler alma ve kendini bulma, kendi ayakları üzerinde durma imkanı ve alanı sağlanmalıdır.

Sınırlar, kurallar ve disiplin ;

Çocuklar ve ergenler bir yandan sınırsız bir özgürlük talep ediyorlarmış gibi görünürler; ancak diğer yandan da kendilerini güvende hissedebilmeleri için sınırlara ve kurallara ve bunların arkasında güçlü, kararlı ve istikrarlı bir şekilde duran anne-babalara ihtiyaç duyarlar.

Sınırlar ebeveynler tarafından belirlenmelidir; ancak o sınırlar içinde seçenekler sunulabilir ve seçim hakkı ve esnekliği çocuğa bırakılabilir. Böylelikle limitleri ve çerçevesi belli, kontrollü bir alanda çocuğa karar verme, seçim yapma, deneme-yanılma ve sorumluluk alma gibi benlik gelişimi açısından önemli becerileri kazanması için de uygun bir zemin hazırlanmış olur.

Kurallar anne-babanın önderliğinde ancak mutlaka çocukların işbirliği ve katılımıyla birlikte oluşturulmalı; kuralların ne olduğu, bu kurallara uyulduğunda ve uyulmadığında etki ve sonuçların neler olacağı önceden birlikte belirlenmeli ve herkes için çok net olmalıdır. Bu noktada, unutulmamalıdır ki; ödül ve takdirin, ceza ve yaptırıma kıyasla çok daha etklili olduğu bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır. Ödül ve takdir yolu ile olumlu davranışları pekiştirme, anne-baba ile çocuk arasında işbirliğini kolaylaştıracak ve çocuğun olumlu ve güvenli benlik gelişimine ve özgüvenine katkıda bulunacaktır. Disiplin anlayışı ve uygulaması konusunda anne-babanın işbirliği, ortak, istikrarlı ve kararlı tutum ve davranışları oldukça önemlidir.

Stabilite, düzen ve rutin çocuklar için anlamlıdır ;

Çocuklar, belirsizlik ve karmaşa karşısında tedirgin, güvensiz ve kaygılı hissederler; bu da zaman zaman davranış problemleri olarak kendini gösterir. Çocukların kendilerini güvenli, huzurlu ve sakin hissedebilmeleri için stabilite ve düzen çok önemlidir. Çocuklar ancak, hayat onlar için tahmin edilebilir ve kontrol edilebilir olduğunda, net ve anlaşılabilir olduğunda güvende ve huzurlu hisederler. Dolayısıyla günlük hayatın düzenli bir rutini olması (belirli yatış ve kalkış saatleri, yemek saatleri gibi) çocukların hayatla başetmesini kolaylaştıran bir niteliktedir; aynı zamanda çocuklara belirli sınırlar içinde kendini regüle etme ve organize olma becerilerini kazandırmaya yardımcı olur.

Buna paralel olarak, çocuğu hayatında veya günlük yaşantısında olacak değişikliklere karşı önceden bilgilendirmek ve hazırlamak çok önemlidir. Gidilecek bir yer, bir seyahat, taşınma, ayrılma, boşanma, hastalık, ölüm, doktor ziyareti, okula başlama vs. gibi tüm durumlara ve değişikliklere çocuklar önceden bilgilendirilerek hazırlanmalı ve rahatlatılmalıdır. Çocuk için son anda, ani, beklenmedik, öngörülemeyen, kontrol edilemeyen, istenmeyen veya açıklanmayan olay ve durumlar, çocukların kaygılarını, korkularını tetikler; güvensiz, tedirgin ve yalnız hissetmelerine neden olur; ve bu duygular da zaman zaman davranış problemleri (saldırganlık, aşırı hareketlilik, içe kapanma, parmak emme, diş gıcırdatma, karşı gelme, zarar verme, öfke krizleri, madde kullanımı gibi) olarak karşımıza çıkar.

Kaliteli zaman ve paylaşım ;

Çocukla sadece aynı ortamı paylaşmak veya fiziksel olarak beraber olmak, zengin ve kaliteli bir paylaşım için yeterli değildir. Gün içinde sadece size ve çocuğunuza ait, başka hiçbirşeyle bölünmeyeceğiniz, ten teması ve göz kontağı ile yakın ve karşılıklı bir iletişim yaşayabileceğiniz, oyun, aktivite ve paylaşım zamanları kaliteli ve olumlu bir paylaşım ve etkileşim için önemli ve gerklidir. Her gün 20-30 dakikalık bir süre, bu kaliteli zaman uygulaması için uygun ve yeterli olabilir.

Hayatın yoğun temposu içinde, en azından akşam yemeklerinde ailenin bir arada olması, yemek sırasında olabildiğince televizyonun kapalı olması ve daha çok sohbete, paylaşıma belki biraz da mizaha yer verilmesi, olumlu etkileşime ve sağlıklı iletişime zemin hazırlar; işbirliğini kolaylaştırır; çatışmalarla, kaygılarla ve sıkıntılarla başetmeyi mümkün kılar.

Tablonun bütününü görmek önemlidir ;

Herbirimizin güçlü yanlarımız, iyi ve başarılı yaptığımız şeyler olduğu gibi; zayıf taraflarımız, yapmakta zorlandığımız veya sorunlar yaşadığımız alanlarımız vardır. Ancak önemli olan her zaman tablonun bütününü görebilmek; sadece yolunda gitmeyenlere, sorunlara ve çatışmaları odaklanmak yerine, aynı anda nelerin iyi gittğini de farkedebilmektir.

Çocuğun sadece problematik davranışlarına, hatalarına ve başarısızlıklarına odaklanmak yerine, iyi, doğru ve başarılı yaptığı şeyleri de farketmek ve takdir etmek, olumlu ve güçlü yönlerini vurgulamak önemlidir. Böyle yapıcı bir tutum hem çocuğun olumlu değişimi ve gelişimi için zemin hazırlar, hem de aile içinde işbirliğini kolaylaştırarak, yakın, sıcak, güvenli ve destekleyici bir atmosfer yaratır.

Tablonun bütününü görmek, eksileri olduğu kadar artıları da farketmek, anne-babanın stresini ve kaygısını hafifletmenin yanı sıra çocuğun olumlu benlik gelişimine ve özgüvenine de katkıda bulunacaktır.

Son söz :

Anne-baba olmak. Çocuk yetiştirmek. Bir insan yetiştirmek. Herhalde dünyanın en zor ve en karmaşık işlerinden biri. Molası yok, izni yok, tatili yok, emekliliği yok, istifası yok. Çoğu zaman heyecan verici, coşkulu, keyifli ve ödüllendirici; ama bazen de yıldırıcı, yorucu ve hayal kırıklığına gebe bir iş. 7 gün 24 saat ve bir ömür, ebeveynlik.

Mükemmel çocuklar olmadığı gibi mükemmel anne-babalar olamayacağını da unutmayın. "Yeteri kadar iyi" anne-baba olabilirsiniz ancak ve bu da yeterlidir. Güven hissini vermek, ilgi, sevgi ve yakınlığı koşulsuz sağlayabilmek; ancak bunu yaparken de sınırları korumak, belli bir çerçeve içinde tutarlı, kararlı ve yetkili davranabilmek önemli dengelerdir.

Hata yapabilirsiniz. Hatalar sürekli ve sistematik hale gelmedikçe ölümcül değildir. Unutmayın ki çatışmalar kaçınılmazdır; hatta çoğu zaman sağlıklı ve gereklidir; doğru değerlendirildiği takdirde yapıcıdır, gelişime ve olgunlaşmaya katkıda bulunur.

http://www.dokudanismanlik.com

Serap ALTEKİN

Uzman Klinik Psikolog

ESLER ARASI KAVGALARIN COCUKLARA ETKISI NASIL OLUR?

EŞLER ARASI KAVGALAR:

Nasıl Başedilebilir, Çocuklara Etkisi Nasıl Olur,

Artarsa Ne Yapmalı ?

Evlilik iki farklı insanın ortak bir yaşantıda buluşması olduğu için bu farklılıklardan anlaşmazlıkların çıkması çok doğaldır. Eşler arasındaki bu tartışmalar aslında iki insanın da bireyselliklerini kaybetmediklerinin ve fikirlerini özgürce ifade edebildiklerinin göstergesidir. Ancak tartışmalar sıklaştığında, sözel (alay etme, aşağılama, vb.) veya fiziksel (dövme, vurma, eşya fırlatma, vb.) olarak karşılıklı incitmeye dönüştüğünde, ailenin diğer üyelerini de fiziksel (vurma, dövme, vb.) veya psikolojik (korku, kaygı, mutsuzluk, vb.) olarak etkilemeye başladığında ciddi sıkıntılar yaşanabilir.

Eşlerin farklı sebeplerle birbirlerine karşı birikmiş öfkelerinin açığa çıkması, bireysel olarak iş veya arkadaş ortamlarında yaşanan olumsuz duyguların yer değiştirip eşlere yansıması, bu koşulların kişinin eşiyle yaşadığı sıkıntıları tolere etmesini zorlaştırması veya ilişkideki hoşnutsuzlukların ifade edilemeyip bastırılması tartışmaların artmasına ve şiddetli kavgalara dönüşmesine sebep olabilir.

Eşler Arası Kavgaların Çocuklara Etkisi

Eşler arasında yaşanan kavgalar çocukları fiziksel ve psikolojik olarak etkileyebilir.

· Kavgalar sırasında eşlerin yüksek sesle bağırması çocukların kaygı düzeyini artırır.

· Çocuklarda anne ve babalarının ayrılacağına dair yoğun bir korku oluşur.

· Çocuklar karşılarında kavga edenleri karı-koca olarak değil, anne ve babaları olarak algıladıkları için kavga konusunun da anne ve babalıkla ilgili olduğunu düşünürler. Kendileri ile ilgiliymişcesine endişelenir ve suçluluk hissederler. Kendilerini sorumlu hissettikleri için problemin çözümü ile ilgili birşeyler yapmaları gerektiğine inanırlar. Sorunu çözemediklerinde ise çaresizlik hisleri artar.

· Kavgalar şiddet içermeye başlarsa, çocuklar fiziksel bütünlüklerine zarar geleceğinden endişelenir, güvensiz hisseder, psikosomatik belirtiler (mide bulantısı, baş ağrısı, karın ağrısı, uykusuzluk, vb.) gösterebilir.

· Kavgalarda eşlerin birbirlerine alaycı, hakaret dolu, aşağılayıcı davranması çocukların bu tür davranışları model almalarına sebep olur. Onlar da kendi yaşamlarında benzer durumlarda benzer tepkiler gösterirler. Eğer sürekli olarak aynı kişi aşağılanmaya maruz kalıyorsa, çocuklar ya aşağılanan ebeveyn ile özdeşim kurar ve onun duygularını yaşamaya başlarlar ya da diğer ebeveyn ile özdeşleşerek aşağılanan ebeveyne benzer tepkiler verirler.

· Eşler kavgaların psikolojik etkisi ile anne ve babalık görevlerini tam olarak yerine getiremezler. Çocuklarına yeterli ilgi, sevgi ve sabrı gösteremezler.

· Ebeveynlerin depresif ruh halleri çocuklarına da yansır, çocuklarda yoğun üzüntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk alamama gibi depresif belirtiler gösterirler.

· Kavgaların etkisiyle ebeveynlerin duyguları inişli çıkışlı olacağı için çocuklarına tutarlı davranamazlar. Çocuklar da bu tutarsız davranışlar sonucu birçok davranış problemi gösterebilirler.

Eşler arasında tartışmalar yaşanıyorsa, bu durumun çocuklara etkisinin en az olabilmesi için;

· tartışmaları sözel veya fiziksel şiddete dönüştürmemeli,

· tartışmanın probleme çözüm getirmek için yapıldığını unutmamalı, tartışmayı güç savaşına dönüştürmemeli,

· tartışmaların anne ve babalık görevlerini engellemesine izin vermemeli,

· çocuklara tartışmaların annelik ve babalıkla bir ilgisi olmadığını, karı koca arasında yaşanan bir durum olduğunu ve bu duruma müdahale etmelerini istemediğinizi belirtmeli,

· ve çocukların duygusal olarak çok fazla etkilendiği durumlarda bir uzmana başvurmalısınız.

Tartışmaların Sağlıklı Olabilmesi İçin Ne Yapılabilir?

· Eşler tartışmanın sevgiyle alakası olmadığını ve tartıştıkları zaman ilişkiye zarar vermediklerini bilmelidirler.

· Herşeyde olduğu gibi ilişkilerde de zamanla bir değişim olduğu kabul edilmeli. Bu değişimin her zaman olumsuz olmadığı bilinmelidir.

· Tartışmaların sıklıkla görünür sebebinin gerçek sebep olmadığını bilmeli, iki taraf da gerçek sebebi bulmaya ve konuşmaya açık olmalıdır.

· Tartışırken "ben" dili kullanılmalı. ." .....yaptığında ben ... hissettim".

· Kişiler kendilerini eşlerinin yerine koymaya çalışabilir, kendilerine "aynı durumda ben ne hissederdim?" sorusunu sorabilirler.

· Tartışmalar sırasında hissedilen öfkenin altında yatan diğer duyguların neler olduğuna odaklaşılabilir ve bu duygular karşılıklı olarak paylaşılabilir. Çoğu zaman ihmal edilmişlik hisleri, daha fazla ilgi isteği kişide kızgınlığa yol açabilmektedir.

· Olumsuz duygular hissedildiği zaman konuşulmalıdır, içe atılmamalıdır.

· Tartışırken amaç ortak bir çözüme varmak olmalıdır, karşıdakini ikna etmeye çalışmak ve "kazanmak" değil.

· Tartışmalarda suçun kimde olduğunu araştırmamalı, tartışma olabilmesi için iki kişinin olması gerektiği unutulmamalıdır.

· Zaman zaman kişiler iş veya sosyal yaşantılarında yaşadıkları kişisel sıkıntılarının ilişkilerine yansıdığını farketmezler. Bu gibi yaşanan sıkıntıların eşlerle paylaşılması ve hissedilenlerin konuşulması, karşılıklı anlayışı arttıracaktır.

Eşler İlişkilerini Daha Olumlu Yaşamak İçin:

· birbirlerine duygularını daha fazla ifade edebilir,

· birbirlerine olan sevgiyi sıklıkla sözel olarak ve dokunarak gösterebilir,

· beraber vakit geçirmeye özen gösterebilir,

· birbirlerini yorum yapmadan dinleyebilir,

· birbirlerinin hislerini anlamaya çalışabilir,

· ve ilişkileri dışında kendilerini mutlu edecek başka uğraşlar, arkadaş çevreleri edinebilirler.

Gülbin ÖZTÜRK TÜTER

Uzman Klinik Psikolog http://www.dokudanismanlik.com/

Bu yazıya Not Ver !